Ana Sayfa Dini Filmler  Dini Hikayeler   Dini BiLgiLer  NaMaz KLip İzLe Arama

islami Chat

   Ana Sayfa
   Dini Sohbet
  Damar Sözler
  Abdest - Gusul
  bedava program indir
  Biraz TebeSSum
  Cennet - Cehennem
  Dantel Örgü - El İşleri
  Dini Film izle
  Dini BiLgiLer
  Dini Chat Hazır Kodlar
  Dini Chat OdaLari
  Dini Chat özel videoLar
  Dini Chat Unreal Özel
  Dini Hikayeler
  Dini Mirc Komutlari
  Dini ResimLer
  Dini Ruya tabirleri
  Dini Sohbetler
  Dinim islam
  Diyet Listeleri
  Dualar
  Edebiyat
  Fikralar
  Güzel Sözler
  Hanım Sahabiler
  Hazir Mesajlar
  iLahi Sözleri
  iLahi Dinle
  islam da Kadin
  Kadın Giyim Takı Moda
  Kurban
  Mahrem Konular
  Mobilya Dekorasyon
  Namaz
  ölum ve Kabir Hayati
  Osmanlı Tarihi
  Peygamberler - Evliyalar
  PratiK BiLgiLer
  Ramazan ve Oruc
  ResimLi Sözler
  Ruh
  Sağlik
  Sesli Siirler
  Sihir Şeytan Ruh
  Siirler
  Yemek tarifleri
  Şifalı Bitkiler
  iletişim
 
sitemap

GogLe sitemap         

 Bizi niçin öldürüyorlar?

Bizi niçin öldürüyorlar? - dini sohbet etme siteniz - en sevdiğiniz islami sohbet - youtube`de yayinlanan masal muzik şiir klip ezgi - kaliteli dini chat odalari - islami chat mynet sohbet mirc indir  
 

Okunma

1479
dini sohbet


DALLARIN ucunda karşımıza çıkan ve geleceğe sarkan diri bir hayatı içimize sindiren yaprakların şimdi yerlerde çürümesi, sadece kışa geçtiğimizi hatırlatmıyor. Yeraltının derinliklerine sarkan ve uzayın uzak noktalarına kadar uzanan uygarlığın, barbarlığın alâmeti şeklinde vasıflandırdığımız ‘öldürmek’ virüsünden kurtulamamış oluşunu da, yanıbaşımızda kopmak üzere olan savaşın içinde solacak yüzleri de hatırlatıyor. Bugünler ‘barbar kim?’ sorusunu sorduruyor. Sonbahar bir kez daha ağaçları hayattan soydu; endamlı bir gelinin üstüne başına takıştırdığı süslere benzer yapraklarını giyinmiş ağaçları süslerinden etti. Çıplak gri dallara vuran yağmurlar yağıyor şimdi, uzak ovalardan kopup gelen soğuk rüzgârlar esiyor.

Yakın bir zaman sonra, yeşilliğinden olan yeryüzünün karalığına beyazlık taşıyan karlar düşecek. Kış, kopmak üzere olan bir savaş gibi duruyor kapıda. Her yıl olduğu gibi, kendimizi, yeni bir bahar için zahmete ayarlamış, öylece karşılıyoruz onu. Anlayışla... Biliyoruz ki kış böyle birşeydir. Hayata tutunan; yeşil, pembe, sarı, mor, kırmızı düşler gören narin elleri tutundukları yerden vuracak lânetli savaşı ise asla iyi karşılamıyoruz. Kış arkasına baharı takarken, savaş sadece ölüm getirir. Yaşattığı vahşetin çocuğu olan gücün, yüz güldürdüğü görülmemiştir. Kazananları da öldüren birşeydir savaş...

Irak bize ırak değil. Acı, ölüm, yıkım, vahşet, kan yüklenmiş bombaların düştüğü her yer kalbimizin kapsam alanı içindedir. Savaş nerede kopuyorsa biz oradayız. Çünkü biz insanız, varlığın şarkısına dinleyici olmuş güvercinleriz. Adımız barış bizim... Kalbimiz bir kez daha ırak yerlerde. Oralarda, hayatın sokaklarında kendince yürüyüşe çıkmış hemcinslerimizin gözlerinde konuklanıyoruz. Bu sıralar en çok gökyüzüne bakıyorlar; bir karınca sürüsü gibi sırtlarında hayat taşıyan bulutların coğrafyasında yakında görünüverecek ölümün metalik ışıltısı korkutmuş onları.

Birkaç çocuk görüyoruz evlerin önünde. Bir kız çocuğu elindeki bebeğin saçlarını tarıyor. Altı yaşlarında, rengini saçlarından alan kara gözlü bir erkek çocuğu bebeğin saçlarından çekiştiriyor. Kız çocuğu belki kardeşi, belki yan komşusu... Güzel düşler gören gözlerin masumiyetini kalbimize koyup gidiyoruz yanlarından. Kara yağız bir delikanlıyla karşılaşıyoruz az sonra. Dalından kesildiği yerden ambalajlanmış kırmızı bir gül taşıyor göğsünde. Kalbini korur gibi koruyor onu çarpışlardan. Kalbi gül olmuş, ürkmüş bir ceylanın kalbi gibi atıp duran bir kalbin sahibine götürüyor. Çocuklar, hayatlar doğuracak bir yolculuğun yolcusu bu delikanlının aşkından nefes katıyoruz içimize. Kalbimize birikenler çok geçmeden bizi yoruyor. Bir banka bırakıyoruz kendimizi.

Güneş hâlâ ısıtıyor. Karşımızdaki bankta birkaç ihtiyar adam oturmuş. Birisi elindeki bastonla yere düşmüş yaprakları karıştırıyor. Ne düşünüyor acaba? Bir gün kendisinin de bu yapraklar gibi daldan düşeceğini mi, hayatın yakasından kopacağını mı? Kalbimizin ırak yerlerde hayatı topladığı sıralarda, bir savaş gemisine sinyal geliyor: İlk vuruşlar yapılsın!... Jack son teknolojiyle donanmış uçağına geçiyor. Hayatın düşmanı lânetli vahşilere bomba yağdırmaya gidiyormuş gibi kendinden emin. Uçak son hızla pistten havalanıyor. Şimdi göğün maviliği arasında uçuyor; yıldızların oynaştığı, kuşların uçtuğu, yağmurların geldiği yerde...

Az sonra hayatın izini sürdüğümüz toprakların üzerine varıyor. Elindeki bebeğin saçlarını tarayan kız çocuğunun, sevgilisine gül kalbini götüren delikanlının, dallarından düşen kızıl yapraklarla oynaşta olan ihtiyarın ülkesinde... Eli bir düğmeye gidiyor. Ve gökten artık yağmur yağmıyor. Ölüm konuyor kalbimizdeki çocuğun, âşık delikanlının ve hüzünlü amcanın gözlerine. Onları vuran ölüm bize de soluğunu taşıyor. Hepimiz ölüyoruz!... Jack, bir düğme dokunuşuyla bıraktığı bombaların aşağılarda yaptığı depremin üzerine nescafesinden bir yudum alıyor. Vahşilere hadlerini bildirmiş olmanın gururu okunuyor gözlerinde. Ama Jack, kararttığı gözlere bir kez olsun bakmamıştı… O gözler Jack’i hiç görmemişti… Biz Jack’i tanımıyorduk. Peki ama, biz niçin öldürüldük? George ve Tony! Var mı bu sorunun cevabı?


nihat dağlı

  Yorumlar

 
Kurban Bayramınız Kutlu Olsun, Bayram Mesaj Kartları


2011 askılı ahşap anahtarlık modelleri


Ali KıNıK - AsıN BeNi dinle


SıKınTı YoK..


Nihat Hatipoğlu - 2011 Sahur Özel - Dövme


Kurbanın kazası


Alcak Gönüllü KADINLAR


Ne Hacet


BoL Tövbeli Cumalar


GeL HayaLim


Bir ŞekiLde Çözülür


hayırlı Cumalar


Copyright © 2009 mIRCte 2023 Tüm Hakları Saklıdır Dinichat.Net

Desing By eFe